YAÇEP’TEN AÇLIK GREVİNE DESTEK

0

“Ne Kimyasal Depolama Ne Termik Santral İstemiyoruz”   Yalova Çevre Platformu (YAÇEP) üyeleri, kimyasal depolama terminali kurmak isteyen Vopak firmasına karşı Yalova Ziraat Odası Başkanı Şaban Beşli’nin başlattığı açlık grevi eylemine destek verdiklerini belirtti. Aynı duyarlılığın 250 metre yakınına yapılan kömürlü termik santral konusunda da gösterilmesini umut ettiklerini söyleyen YAÇEP üyeleri, kentte çevreye zararlı tesislerin sadece “Vopak” adı ile özdeşleştirilmesinden yana olmadıklarını ifade ederek, “Taşköprü bölgesinde 710 bin tonluk kapasite ile aralarında mutojen, kanserojen, yanıcı, parlayıcı, patlayıcı 39 farklı kimyasal hammaddenin yer aldığı ürünlerin depolanmak istenmesine karşıyız. Ama kimyasal depolamaların 250 metre yakınında inşa edilen bir kömürlü termik santrale de karşıyız. Burada 30 yılı aşkın süredir, Akrilonitril, Metil Akrilat, Vinil Asetat, Vinil Klorür, Dimetil Formamid gibi kanserojen veya çevreye zararlı maddelerin ticari hammadde olarak depolanıyor olması, zaten bölge halkı için olumsuz bir durumdur. Vopak’a hayır denirken, tüm bunların birbirinden ayrı tutulmasını gerektirecek bir sebep yoktur” dediler.   1081 Sayfalık Raporda “Kümülatif Etki”Kavramı Geçmiyor   YAÇEP, bölgenin yerleşim yerlerine yakınlığı, bölgede 2 yeni endemik türün bulunması, fay hatlarının ve daha önce büyük bir depremde yüzey kırıklarının yaşandığı bir delta olan Laledere Deltasında yapılmak istenmesi; bilimsel raporlara göre Vopak’ın faaliyette olacağı süre içerisinde aynı şiddette bir deprem yaşanma olasılığının yüzde 50’den fazla olması; hakim rüzgar yönünün şehir merkezine doğru olması; zemindeki sıvılaşma değerlerinin bu bölgede ağır sanayi yatırımları için ciddi risk teşkil etmesi; Vopak arazisine bitişik Aksa Fabrikası’nın kimyasal depolamalarının varlığı ve kömürlü termik santralinin Vopak terminaline 250 metre mesafede olmasından dolayı kümülatif etkinin söz konusu olması gerekçeleriyle, Taşköprü Laledere Deltası’nın yeni ağır sanayi yatırımlarından uzak tutulması gerektiğini savunuyor. BUDA YAÇEP’İN VOPAK RAPORUNA İTİRAZLARI: YAÇEP, 1081 sayfalık ÇED raporu 11 Ekim’de Ankara’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda karara bağlanacak olan Vopak’ın yatırımı hakkındaki ÇED raporuna dayanan gerekçeli itirazlarını şu şekilde yapıyor :   -Yatırımını üç aşamaya bölen ve ilk etapta 60’ı kimyasal depolama tankı, 19’u petrol ürünleri olmak üzere 360 bin ton kapasiteli 79 tank kurma planı olan Vopak, 59 yıllık işletme ömrü olan terminalin 2070’e kadar açık kalmasını planlıyor. Ancak çeşitli bilimsel kaynaklar, 2050’ye kadar bölgede 7,5 şiddetinde deprem olma olasılığının yüzde 65 olarak veriyor. Büyük depremin bu bölgeyi etkileyeceğini bile bile böyle bir yatırım için Yalova’nın doğru yer olduğunu söylemek imkansızdır.   -ÇED raporu Sayfa 116’da verilen endemik tür bulunmadığı verileri, Uludağ Üniversitesi’nden Gönül Kaynak’ın son araştırmasında belirttiği, bölgede iki adet endemik türün yer aldığına dair bilgilerle çelişmektedir. Sayfa 159’da belirtilen, en yakın sulak alan 50 km ötede olduğu da yanlıştır, sadece 5 km ötede Hersek bölgesinde, arkeolojik sit alanı özelliği de bulunan Hersek Lagün Gölü vardır.   -Çed raporu, bölüm 4.24.3’te verilen “Acil Eylem Planı”na göre, sayfa 192-195’teki “Deniz suyu kalitesi indeksi”nde, bölgede deniz suyunun çok kirli ve sülfür konsantrasyonunun yüksek olduğu ifade ediliyor. Bu durum, çevre fabrikaların faaliyetlerinden kaynaklanan ve var olan kirliliği ifade etmektedir. Bu verilerin kamuoyuna açıklanmadığını, bu yaz bölgedeki Altınkum Sitesi sakinlerinin İl Sağlık Müdürlüğü’nün Altınkum sahilini “numune alınan sahiller” arasına katmamasıyla ilgili tepkilerinin bu olumsuz durumla alakalı olduğuna bağlıyor, verilerin şeffaflık içermesi gerekiyor olmasına rağmen bunun ihmal edildiğinin açık olduğunu düşünüyoruz. (Sayfa 668’de de deniz suyundaki sülfat oranı, 2700 ppm olarak belirtilmiştir)   -Çed raporu sayfa 216’da tank havuzu adedinin 14 olduğu, tank havuzları içlerinde yer alan en büyük tank hacminin yüzde110’u büyüklüğünde bir hacmi muhafaza edecek büyüklükte yapılacağı, tank havuzlarına ait sedde duvarlarının ise 7,9 büyüklüğündeki bir depreme dayanıklı olacak şekilde kuvvetlendirileceği bilgileri ise, raporun ilerideki sayfalarında belirtilen zemin sıvılaşma değerlerinin yüksekliği, fay hattına yakınlığı, beklenen olası depremde fayların hareket yönü ve 50 yıl içinde bağımsız raporlara göre şiddetli bir deprem olma olasılığının yüksek olması nedeniyle gerçekçilikten uzak görünmektedir.   -Raporun sayfa 221’de belirtilen, ilk fazda 200 ikinci pik fazda 2700 kişi istihdam edileceği bilgisi, işletme faaliyete geçtikten sonra sadece 80 kişinin çalışacağı göz önüne alındığı zaman, geçici bir istihdamın bölge halkına orta vadede fayda sağlamayacağı aşikardır.   -Raporun  222’inci sayfasında, depolama tanklarının kapasitesinin 500 m3 ile 25bin m3 arasında değişeceği belirtilmekte olup, 1999 depreminde 250 metre ötedeki diğer kimyasal hammaddelerin depolandığı 11 tanktan 3 tanesinin ilk müdahale ekiplerinin tutanaklarına göre 3 tanesinden sızıntı yaşandığı göz önüne alındığında ortaya çok büyük bir afet riski çıkaracağı da bizce ortadadır. Hatırlatmak gerekir ki, Aksa içindeki tankların en büyüğü o dönemde 10 bin metreküpü geçmiyordu.   -Raporun 377’inci sayfasından itibaren “depremsellik”, Laledere Deltası ve kıyısına ait verilerle ortaya konularak, acil durum planları ve çed toplantısının değerlendirmesi yapılmış. Sayfa 351-386 arasındaki kısmında ortaya konulan 24 farklı afet senaryosunda gerçekleşme olasılığı “çok düşük” ve “düşük” olarak gösterilen ve en kötü durum senaryosu olarak verilen, “afet sonrası kontrol edilemeyen sızıntı” senaryosunun sadece 11 yıl önce “gerçekleşmiş” olması, bu senaryoların “düşük olasılık” olmadığını, aksine “en yüksek olasılıklar” arasında yer alması gerektiğini bizce ortaya koymaktadır.   -Raporda yer alan Meteoroloji verileri, hakim rüzgar yönünün yerleşim yerlerini etkileyeceğini göstermektedir.   -Raporda yer alan oşinografi raporları, hakim akıntıların deniz suyuna olan etkileri çevreye taşıyacağını göstermektedir.   -Bölgedeki 17 Ağustos depremi sonrasında Laledere Deltası’nda önlemli alan olarak belirlenen bazı alanların “tek başına” risk içermediğine ve “bazı parsellerdeki” önlemli alanların kaldırılması gerektiğine dair Taşköprü Belediyesi’nin özel bir firmaya hazırlattığı jeolojik rapor : https://skydrive.live.com/?sc=photos&cid=1fee64e6ed2a7cae#cid=1FEE64E6ED2A7CAE&id=1FEE64E6ED2A7CAE%21520&sc=photos   -1999 depreminden birkaç ay sonra MTA tarafından hazırlanan ve Laledere Deltası’nın özellikle sanayi tesisleri olmak üzere yapılaşmaya kapatılması gerektiğini belirten rapor : https://skydrive.live.com/?sc=photos&cid=1fee64e6ed2a7cae#cid=1FEE64E6ED2A7CAE&id=1FEE64E6ED2A7CAE%21253&sc=photos   -Dolayısıyla 1999-2011 yılları arasında jeolojik-jeoteknik pek çok rapora konu olan bölgenin yeni sanayi yapılaşmaları konusunda tartışmalı olduğu ve mevzuatın deprem bölgelerindeki sanayileşme ile ilgili, ABD’de uygulanan Priori Fay Yasası ve AB ülkelerinde geçerli Eurocode-8 gibi yasal kısıtlayıcıları kanunlaştırması gerektiği düşüncesindeyiz.