ORADA BİR KÖY VAR UZAKTA

0

 

Lise birinci sınıfa gidiyoruz.

Coğrafya öğretmenimiz, Allah selamet versin, Mesude Engin. Bir dönem ödevi verdi ki, evlere şenlik. Ödev güzel, öğretici, araştırmaya teşvik eden, ama gel gör ki bundan 25 sene öncesinden bahsediyoruz.

Mevsim kış, hava erken kararıyor, ulaşım bugün olduğu gibi değil. Neyse ödevimiz de şu: Sınıftaki her bir öğrenciye Yalova’nın bir köyünü araştırma görevi verdi. Yapılacak şey şu: O köye gidilecek, fotoğraf çekilecek, muhtarla görüşüp köyün sorunları, ihtiyaçları hakkında bilgi alınacak. Köylülerle konuşulacak, mümkünse bir gün boyunca onları izleyip yaşantılarına şahit olunacak. Sonra bütün topladığımız bilgiler özenli bir şekilde yazılıp, dosya haline getirilecek teslim tarihinde sunulacak. Bilmeyenler için söylüyorum, Mesude Hanım ödevlerde şaşaya önem verirdi. Ne kadar çok yazılmış, ne kadar güzel yazılmışsa o kadar makbul. Hele bir de fotoğraf falan da varsa kafadan 10 aldınız. Biz üç arkadaşa Kabaklı, Dereköy ve Çukurköy çıktı. Bende o zamanın iyi fotoğraf makinelerinden var. Rahmetli babamdan da rica ettik bizi arabayla götürecek. Köyler birbirine yakın ama öyle 1 günde bitecek gibi değil. Ödevin süresi de 3 hafta kadar. Ne yapacağız her hafta sonu hep beraber bir köye gittik. Fotoğraflar çektik, muhtarlarla görüştük, köylü kadınlar bize ekmek hediye etti. Bir köyde muhtarın evine misafir olduk. Çok güzel geçti.

Sıra geldi ödevleri yazıya döküp, fotoğrafları bastırıp hazırlamaya. Gel gör ki, birimizin köyünde sadece inek fotoğrafı varken diğerinde hindisinden, eşeğine her şey var. Ne yaptık? Fotoğrafları aramızda paylaştırdık. Hindinin üzerinde köyün adı yazmıyor ya. Maksat ödevlerin görselliğini zenginleştirmek. Alnımızın akıyla hepimiz tam not aldık. Ödev amacına da ulaştı. Ne zaman oralardan geçsem aynı hikayeyi anlatır oldum. Şöyle gezdik, böyle fotoğraf çektik diye.

İşte yine anlattım çünkü geçenlerde Çiftlikköy’den girip Orhangazi’den çıkan bir kaybolma hikayesi yaşadık. Tabi bu kaybolma güzergahında ödevini yaptığımız köyler de olduğu için hikayeye böyle başladım. Biz ne zaman bir yerde kaybolsak ki, bu hep yerleşim alanlarının dışında bir yerdir, arabada benzin bitti bitecek durumdadır. Bu sefer de öyleydi çünkü maksadımız doğayı gezmek değil, alışveriş yapıp eve dönmekti. Arabada benzin az, telefon yer yer çekmiyor ve biz birazdan anlatacağım yolu bir de yanlış tarafından girmişiz. Çok bozuk ve virajlı bir yoldayız. “Off” diyorum, “şimdi bir kalsak burada ne yapacağız?” Çünkü yakın bir zamanda Amerika’da Alman bir çiftin safari yaparken kaybolup, telefon çekmediği için haberleşemeyip açlıktan öldükleri haberini okumuştum. Ufaktan korktum, ancak “birileri yokluğumuzu fark eder herhalde” diye düşünüp boş verdim. Şaka bir yana öyle bir yol anlatacağım ki masal gibi. Şehirden bıkıp doğayla karşılaşmak isteyenler için birebir. Biz buraları tesadüfen bulduk, sonra da bakalım gözümüzden kaçan başka neler var diye tekrar tekrar gittik. Başlıyorum:

Çiftlikköy’ün Fatih Caddesinden başlıyorsunuz yolculuğa. Önce Gacık Köyü geliyor, ağaçlar arasında yemyeşil bir yoldan gidiyorsunuz. Kiraz ağaçları çiçek açmaya başlamıştı biz dolaşırken. Devam ediyorsunuz Laledere geliyor. Yol boyunca sağda solda ufaklı büyüklü dereler var. Bu dereler anlattığım bütün güzergah boyunca devam ediyor. Dolayısıyla yeşillik de buralarda çok güzel. Dereköy sonra Çukurköy geliyor. Çoğunda çok güzel mesire yerleri var. Beni en çok etkileyen şey bu köylerdeki çok eskiden kalmış taş evler. Çoğu artık kullanılır durumda değil. Ancak oldum olası çok sevmişimdir o yığma taş evleri. Bazı ev sahipleri evlerinin önünü o kadar güzel çiçeklendirmiş ki kendinizi bir seranın içinde gibi hissediyorsunuz. Durup sanki ilk defa çiçek görüyor gibi bakmak istiyorsunuz. Daha sonra sırasıyla Örencik, Burhaniye ve Sermayecik geliyor. Doğal gaz yok buralarda anladığım kadarıyla. Ve biz aşağıda Yalova’da baharı yaşarken oralarda hala yer yer kar var. Evlerin kenarlarında yığılmış çalı çırpı, odun. Sokakta gördüğümüz herkes bir şey taşıyor, boş olan yok. Her bir köyün içinden geçerken bir sürü köpek görüyorsunuz evlerin önünde ya da ortalıkta koşturan tavuklar. Çocuklar kendi aralarında oynuyorlar trafik korkusu olmadan. Ve yerleşim alanından çıkıp başka bir köy yoluna düştüğünüzde yol boyunca tarlalarda çalışan insanlar. Sermayecik en tepe nokta. Ulaşım hayli zor, yol pek iyi değil. Düşünüyorum 25 sene önce ne kadar etkilendiysem yine o kadar etkileniyorum. O zamanlarda oralardan Yalova Lisesine gelen arkadaşlarım vardı. Ne zorlu bir çaba. Ve arkadaşlarım sırf dolmuş geç kaldığı, törene yetişemedikleri için okula alınmazdı yöneticiler tarafından. Ne ilkel bir tutum. Köylerinde diz boyu kar olduğuna inandıramadıkları yöneticiden bir de azar işitirlerdi. Neyse, bu konuda biraz doluyum uzatmayayım. Sermayecik köyünden 1 km kadar ilerlediğiniz zaman kırmızımsı olan yol zemini birden birden griye dönüşüyor. İşte o anda Bursa sınırına gelmiş oluyorsunuz. Bu yolun devamında Mahmudiye´den geçiyorsunuz. Ve sürprize az kaldı. Yaklaşık 1 km. daha gittiğiniz zaman sağ tarafınızda Marmara Denizini görmeye başlıyorsunuz ve şöyle 100-200 metrelik bir mesafe içinde karşınızda İznik Gölü de boy gösteriyor. Aynı anda sağda deniz ve ileride göl. Müthiş bir görüntü. Ve sonra inmeye başlıyorsunuz göle doğru. Solda ufak bir gölet yapılmış. Ne için olduğunu anlayamadık. Bütün bu yol boyunca, doğa çok güzel, hayvanlar, bitkiler, yer şekilleri.

Sonunda Üreğil köyüne geliyoruz. Orhangazi’ye bağlı bu köyden D150 nolu yol ile İznik-Orhangazi yoluna bağlanıyoruz. Ve yaklaşık 12 km. sonra Orhangazi’ye vardığımızda meşhur köftecide bir mola verip bütün bu gezinin keyfini çıkartıyoruz.

Gezmeyi seven aileler için güzel bir yolculuk, tavsiye ederim.


Warning: A non-numeric value encountered in /home/atawp/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 997