Koşma Düşersin

0

Bugünlerde çocuklara en çok söylenen sözlerden biri “koşma düşersin.” Her koşan çocuk düşer mi? Düşen her çocuğun başına kötü bir şey gelir mi? Çocuk koşsa, takılıp düşse, dizi kanasa, elleri sıyrılsa ya da yüzü çizilse çok büyük bir problem midir? Koşmadığı için düşmeyen çocuklar yarasız, beresiz daha mı sağlıklıdır?

Benim yaşdaşlarım eminim duymamıştır “koşma düşersin” sözünü. Çünkü bizim dönemin çocukları sokakta oynamak deyiminin hakkını vermiş bir topluluktur. Sokağa adım atıldıktan sonra evdeki ebeveyn elbette göz ucuyla kontrol ederdi ama gözü sürekli üstümüzde, her attığımız adımdan haberdar değildi. Koştuğumuzdan, tırmandığımızdan, atlayıp zıpladığımızdan çok da rahatsız olmazlardı. Düşerdik, dizlerimiz kanar, ellerimiz sıyrılır hatta bazılarımız kafayı gözü dağıtırdı. Dizlerdeki yaralar kabuk bağlar, kafaya göze çok lazımsa bant yapıştırılır, hayat tüm hızıyla devam ederdi. Elbette bizim zamanımızda, çocuk istismarcıları bu kadar çok yoktu, ilişkiler güvenli, komşuluklar özeldi. Kimse birbirine yan gözle bakmazdı. İnsanlar mı çok iyiydi? Yoksa hep bunlar vardı da teknoloji bize bu kadar imkan sunmazken haberimiz mi olmazdı?

Bugün baktığımızda hem bütün bu sapık ruhlu insanlar, hem de fazla korumacı ebeveynler yüzünden “koşma düşersin” çocukları büyümeye başladı. Elbette çocuklarımızı korumakla mükellefiz. Ancak hemen yanı başımızda neşeyle koşan çocuğumuzu çığlık kıyamet durdurmak, eğlencesini bozmak korumacılık mıdır? Bu sözü söylediğimiz anda çocuğun kafasına “sen zaten beceriksiz olduğun için bunu da beceremezsin, otur oturduğun yerde de benim başıma iş açma, koşarsan nihayetinde düşecek, ağlayacak, beni de bununla uğraştıracaksın” imgelerini sokmuş oluyoruz. Benim fikrim çocuklar oynarken düşmeli, terlemeli, çamura bulanmalı, atlayıp zıplamalıdır. Anne babadan bağımsız, yaşıtlarıyla kendi sınırlarını zorlamalı, becerilerini geliştirmelidir. Buna izin vermediğimiz takdirde karşımıza çıkan model, yaptığı her işte ebeveynden onay isteyen, hatta yardımsız hiçbir işini yapamayan çocuklardır. Bu çocuklar büyüdükçe önce okul hayatlarında sonra da iş ve özel hayatlarında kendi başlarına hareket edemeyen, zor olan hiçbir şeye elini atamayan insanlar olmaktadırlar.

Zamanında kendi çocuğumu büyütürken yaptığım araştırmalardan aklımda kalanları aktarmak isterim. Hareket eden çocuk sağlıklıdır diye okumuştum. Buradan yola çıkarak, şunları söyleyebiliriz:

Günümüz koşullarında obezite almış başını gitmişken teknoloji bağımlısı hareketsiz çocuklar yerine koşan, hareket eden çocuklar yetiştirmeliyiz. Hareket ile beyin gelişimi arasında da bir bağlantı var. Düzenli egzersiz yapan çocukların akademik ve okul başarıları egzersiz yapmayanlara göre daha yüksektir. Birçok araştırmaya göre fiziksel aktivite, dil gelişimini de olumlu yönde etkilemektedir. Hareket eden çocuklar üzerlerindeki enerjiyi atabilme fırsatına sahip oldukları için daha az depresif ve daha çok mutlu çocuklardır. Hareket eden çocukların güçlü sosyal ilişkileri olur. Koşup oynayan çocukların fiziksel becerileri daha hızlı geliştiği için özgüven duygusunu daha çabuk yaşamaya başlarlar. Zaman zaman fiziksel şartlarını zorlayacak aktivitelere yönlendirdiğimizde elbette bizden yardım isteyeceklerdir. Hemen yardım etmek yerine “sen bunu yapabilirsin bir dene bakalım” demek çok daha doğru bir davranış biçimi olacaktır.

Benim de az çok bir “koşma düşersin” annesi olduğumu düşünürsek, konuyla ilgili bir anımı anlatmak isterim.

Oğlum 6 yaş civarında iken tatil için Almanya’da bulunuyorduk. Arkadaşımız olan ve oğlumla yaşıt iki çocuk sahibi Alman bir aile ile önce hayvanat bahçesine gittik. O çocuklar özgürce koşup, atlayıp zıplarken ben biraz da yabancı ülkede olmanın tedirginliği ile oğlumu uzaklaşmaması için tembihliyordum. İlk olay o hayvanat bahçesinde çocukların peşinden bir tünele girmesiyle oldu. Çocuklar çok hızlı oldukları için tünelin diğer ucundan çıkmışlardı. Bizimki piyasada yoktu. Arkadaşlarını bulamayınca geri dönmüş, çıktığı yerde bizi de göremeyince paniğe kapılmıştı. Hayvanat bahçesinden sonra yine hep birlikte çocuklar için hazırlanmış tırmanma alanına gittik. Alman çocuklar boylarından çok daha yüksek halat merdivenlerle ağaç tepelerine çıkmışken bizimki yine bir metrelik yerde kalmış, korkmuş ağlamaya başlamıştı. Hem utanmış, hem de aslında bizim ona söylediğimiz gibi “cesur” olmadığını anlamıştı. Bu iki olayın ardından “koşma düşersin annesi” olmanın oğluma fayda değil, zarar getirdiğini yaşayarak öğrenmiş oldum. Tabi işin içinde kültürel farklılıklar da vardı ama aynı yaştaki çocukların özgürlüğü onları özgüvenli ve sosyal yapmıştı. Oysa ben hala 6 yaşındaki oğluma yemeğini yedirmeye uğraşan bir anneydim. Alışkanlıklardan

vazgeçmek kolay değildir. Zaman içinde mümkün olduğu kadar “koş” demeye çalıştım.

Farkı kendi gözlerimle gördükçe onun mutluluğu beni de mutlu etmeye başladı. Evet “koş” dediğim her defasında çok endişeleniyordum ve hala endişeleniyorum. Hele içinde bulunduğumuz zamanda eve söylediği saatten 10 dakika geç kalmışsa ki bunu neredeyse hiç yapmaz, meraktan ölüyorum. Ama sonuç olarak benim ona güvendiğimi bildiği için saatini geçirdiğinde hemen haber verecek bilince sahip oldu. Karşılıklı güven ile biz şuna sahip olduk, “koş ama düşme ihtimalin var” annesiyim ben. Oğlum da “dikkat edeceğim anne” çocuğu. Hata yapmadan, düşmeden kimse bir şey öğrenemez. Çocuklarımızın koşmalarına izin verelim. Yine gözümüz üstlerinde olsun ama bilgiyi teorik değil pratik olarak öğrensinler.

Marketten dönerken bir torba da ona taşıtmak, ödevini yapacağı malzemeleri temin edip “hadi göreyim seni, yaparsın” diye cesaretlendirmek, sınırlarını zorlamasına izin vermek, kendi egolarımız yüzünden o kurstan bu kursa taşımak yerine, onun çok istediği bir alanda gelişmesini sağlamak, çocuk problemlerini kendi aralarında çözmelerine müsaade etmek, uygun alanlarda koşmasına, düşmesine, kirlenmesine, hayvanlarla ilişki kurmasına izin vermek hedefimiz olsun.


Warning: A non-numeric value encountered in /home/atawp/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 997