Sabah Yürüyüşlerinden Manzaralar

0

Gözlem yapmayı çok seviyorum. Çeşitli durumlar karşısında insanların verdikleri tepkileri aklımın bir kenarına yazmışlığım vardır. Uzaktan bakınca kendi halinde, dünyayla bağlantısını ara ara koparmış, biraz da aksi bir tip gibi dursam da, hepsi insan denen yaratığı anlayabilmek için harcanan çabadan. Yani size fark ettirmeden, sizi gözlemlemekten…

Neyse, konumuz sabah yürüyüşleri. Önceleri köpekleri gezdirmekle başladı bu merak. Ne de olsa spor benden uzak olduğu sürece müthiş bir aktiviteydi. Yürümek de neydi ki, zaten her gün markete, çarşıya, arkadaşa bir yerlere yürümüyor muyduk? Eh işte fazladan köpek de gezdiriyorum daha ne olsundu? Köpek gezdirirken insan fazla hızlı hareket edemiyor. Dolayısıyla etrafta konuşulanlara kulak misafiri oluyorsunuz, insanların hareketlerini daha ayrıntılı görebiliyorsunuz. Başka köpek gezdirenlerle hasbıhal edip, azıcık deniz havası almış olarak eve dönüyorsunuz.

İşte bu gezintiler bana şöyle bir ilham verdi. Köpeksiz çık dışarı, empati yap. Bu insanlar neden her sabah yürüyorlar? Başladım ben de köpeksiz yürümeye, uygun kıyafetlerle (bir nevi kamuflaj, göze batmamak için), yol boyunca dinlemek için müziktir, sesli kitaptır ayarlayıp sabahları sokağa çıkmaya.

Bu hiç öyle köpek gezdirmeye benzemiyormuş. Hakkını vererek yapınca çok zormuş. Bir kere öyle sallana sallana yürüyemiyorsunuz. Hele rüzgar varsa “of çabuk yürüyeyim de bitsin” diye hızlı hızlı gidiyorsunuz. İnsan üşümüyor o zaman. İlk iki gün sınırlarımı zorlamış olmalıyım ki, asansörden emekleyerek çıktım eve girmek için. Sonraki birkaç gün mesafeyi kısalttım, bünye normale döndü. İşte bu aktivite esnasında şunları gözlemledim: Hava ne kadar soğuksa yürüyen sayısı o kadar az. Güneş kendini göstermeye başladığında ortalık kalabalıklaşıyor ve karşılaşacağınız durumlar çeşitleniyor.

İki çeşit yürüyüşçü var. Bireysel takılanlar ve grup halinde yürüyenler. Bireysel takılanlarda kadın, erkek fark etmiyor, onlar disiplinli bir şekilde tempolu, kan ter içinde kalarak hatta yolun bir kısmını hafif koşarak aktivitelerini tamamlıyorlar. Çok takdir ediyorum. Ben de bireysel olanlardanım ama o kadar azimli değilim. Yolda kedi, köpek, kuş, çiçek, böcek görünce dikkatim dağılıyor.

Grup halinde yürüyenler kendi aralarında ayrılıyorlar. Erkekler ağır adımlarla futbol, memleket meselesi, şehirde olan bitenler hakkında konuşuyorlar genellikle. Bir keresinde çok çirkin bir konuşmaya kulak misafiri olup, onu da önceki yazılarımdan birinde dile getirmiştim ki hatırlamak dahi istemiyorum. Hala kendilerine hiç yakışmadığını düşünüyorum. Dört, beş kişilik gruplar halinde yürüyen beyler genellikle yaş olarak da hızlı yürümeye müsait olmadıklarından, sabahları deniz havası alıp, biraz muhabbetten gayet memnunlar.

Ahh hanımlar… Sabah saat 08.00 ve hanımefendi bir yandan yürürken, bir yandan telefonda eltisini, yengesini, gelinini, artık her kimse, çatır çatır çekiştiriyor. Yahu arkadaş sabah o saatte kimi aramış olabilirsin? Ahali senin aile problemini dinlemek zorunda mı? Konuşma zaten monolog halinde. Muhtemelen karşı taraf hattın diğer tarafında uyuyor. Sus azıcık da denizin dalgasını, kuşların sesini dinleyelim. Yok, bir saat çekiştiriyor, uydurmuyorum. Her gün bir başkası yapıyor bunu. Eğer hanımlar iki kişiden fazlaysa, hemen kulaklıkları takıp hızlıca yanlarından geçmek lazım. Aslında hızlı olmaya gerek yok, onlar zaten çok yavaşlar. Mevzu şu: Börek tarifi, akşama yapılacak yemek, öğleden sonra gidilecek günde kaç çeşit olacak? Vs. vs. Bu esnada, hanımların başlarının üzerinde eve gidince yiyecekleri reçelli ekmeklerin görsellerini görmek mümkün. Görmeseniz bile hissediyorsunuz, çok vahim. Ama açık havada yürümek, temiz hava rahatlamak için bire bir. En azından şimdilerde gündem olan “günde şu kadar adım atmak lazım” konusunda eyleme geçmiş durumdalar.

Yanlışlıkla parfüm şişesi üstüne dökülmüş ablalar var. Bir koku bulutunun içinde yürüyorlar ve fark etmeyip yanlarından geçerken nefes aldıysanız vücudunuzdaki bütün oksijeni sömürüyor o bulut bir anda. Çok fena. Bunu da söylemeden duramayacağım, hani dizilerde uykudan pür makyaj, saç baş yapılı uyanan kadınlar vardır ya. Hah! Onlardan da görmek mümkün. O işin sırrını çözemedim. Saat kaçta kalkmak lazım o makyaj ve saçı hazır etmek için? Ya da akşamdan hazırlanıp hiç uyumuyorlar mı? Normal insanlarda olmuyor çünkü öyle, sabah bayağı bir korku filmi görüyorsunuz aynada.

Sonra bir de kulaklık kullanmayıp, dinlediği müziği ahaliyle paylaşanlar var. Bundan hoşlanmıyorum. Herkesin dinlediği kendine olmalı. Havalar biraz daha

ısınınca balık tutanlar gelmeye başlıyor. Bugüne kadar bir şey yakalamış kimse görmedim ama hoşuma gidiyor.

Yağmur sonrası yürümek, çamur banyosunu göze almak ve ıslak ayaklarla eve dönmek demek. Ben geçen gün denedim, ayakkabılarım iyiymiş, çamura girmek yerine, bilek boyu sudan geçmeyi tercih ettim. Trafiğe kapalı bölgeden çıktığınızda, kulaklıkları çıkartmakta fayda var. Araçlar yol boyu hız denemesi yapıyor. Eh siz de yolun kenarında yürüyecek yer ararken, kazaya kurban gitmeyin.

Sonuç şu: sessiz konuşmayı bilmiyoruz. Telefonla konuşmayı hiç bilmiyoruz. Gıybetin dibine vurmuşuz. İki, üç kişi bir araya gelince, yapılan iş ne olursa olsun bir anlamı kalmıyor. Daha bir kere duymadım ki, bir kitaptan, filmden, konserden bahsedilsin. Uzun bir süre kulağımda yapay ses duymak istemiyorum, yürürken doğayı dinlemek lazım dediysem de, yenildim. İnsanların özel hayatlarına girmemek için ya sesli kitap dinliyorum ya da müzik.

Bir şeyi 21 gün boyunca yaparsanız, beyin şartlanır ve otomatik olarak onu yapmak istermiş. Sabah yürüyüşleri de bende otomatikleşti. Artık sıkıldım gözlemden ama içimden biri “yürü” diyor, “yürü”…


Warning: A non-numeric value encountered in /home/atawp/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 997