Yıkın Duvarları

0

Bugünlerde her yerde “el alem” sözünü duyar oldum. Bir yandan hoşuma giderken, bir yandan da “yahu bu benim sözüm, niye ortalığa düştü bu kadar” diyorum. El alemin sözlük anlamı “yabancılar, herkes” demektir.

Benim lügatimde de bu söz “el alem ne der duvarı” olarak geçer. Bu duvar öyle yüksek ve kalındır ki, ne kadar kırarsanız kırın yeniden, hiç bıkmadan yükselir karşınızda. Tamamen yok edemeseniz de, her seferinde yorulmadan kırmak, her seferinde kendi doğrularınızdan şaşmamak el alemin gücünü azaltır.

Nedir bu “el alem ne der” duvarı? Nasıl anlarız karşımıza çıktığını? Acaba biz de zaman zaman o duvarı başka birine karşı örüp el alem oluyor muyuz?

Eğer içinizden geldiği gibi yaşayamıyor, hep bir başkasının doğrusuna takılıp kalıyorsanız “el alem ne der” duvarının arkasındasınız demektir. Siz de etrafınızdaki insanları yaptıklarından, söylediklerinden, giydiklerinden, yiyip içtiklerinden dolayı yargılıyor, eleştiriyorsanız “el alem ne der duvarını” örüyorsunuz demektir.

Gözünüz kapının gözetleme deliğinde, komşunuza geleni gideni kayıt altına alıyorsanız, pencere önünden ayrılmayıp gelen geçeni eleştiriyor, hafifletilmiş haliyle gıybet yapıyorsanız, her zaman en doğrusunu bildiğinizi iddia edip insanları yaftalıyorsanız sıkı bir duvar ustasısınız demektir.

Ben duvar ustalarıyla uğraşmıyorum. Onlar her zaman olacaklar. Ben o duvarları azimle yıkacaklara sesleniyorum. Yaşınız kaç olursa olsun, yıkın karşınıza çıkan duvarları. Hayat zaten hata yapmadan öğrenilmiyor. Kendi hatalarınızdan deneyerek öğrenin yaşamayı. Kendi doğrularınızı bulun. İçinizden geldiği gibi gülün, giyinin, şakalaşın. Sizi olduğunuz gibi kabul etmeyen insanlardan uzaklaşın. Sırf birilerini hayatınızda tutmak için o duvarların yükselmesine izin vermeyin.

Hiç birimiz yaşadığımız şu ana geri dönüp o anı tekrar yaşayamayacağız. Lügatinizden “keşke” kelimesini kaldırın. Hiçbir cümleye “keşke” diyerek başlamayın. Yıkın etrafınıza örülmüş ne kadar duvar varsa. Temiz hava gelsin hayatınıza. Pişman olmayın yaptıklarınızdan. İyiliğinizi de, kötülüğünüzü de

sadece kendiniz bilin, sadece kendinize hesap verin eğer gerekiyorsa. O kocaman duvarlara yazmayın, basın tekmeyi, yıkın geçin.

Hepimizin içinde zaman zaman ortaya çıkan deli yanlar var. Bırakın rahat rahat dolaşsın onlar. Ağırlık yapan her şeyi atın üstünüzden. Göreceksiniz ki, baktığınız pencerenin önü açılmış, içinize tertemiz hava dolmuş. Her kötünün içinde iyiyi, her çirkinin içinde güzeli görmeye başlamışsınız. O yüzden önünüzü kapatan ne kadar duvar varsa yıkın gitsin. Hayat sizin.

Bu kış başlarken oğlum şöyle bir şey söyledi bana. “Anne, çok kar yağarsa şortumu giyip sahile gideceğim. Sadece şortumla karlarda yuvarlanmak istiyorum.” 15 yaşında bir birey olarak yapmak istediği en acayip şey buydu. Hiç düşünmeden şunu derken buldum kendimi: “Deli derler oğlum sana.” ”Üşürsün”, “hasta olursun” değil, “deli derler sana.” Sonra hemen yıktım o duvarı, “tamam, ben de gelip fotoğrafını çekebilir miyim?” dedim. Beklenen kar yağmadı, şortla karlarda yuvarlanılmadı, ama o hayal hala duruyor.

Şimdi gözlerimizi kapatıp, derin bir nefes alıyoruz. Sonra etrafımıza örülmüş ne kadar duvar varsa, var gücümüzle yıkmaya başlıyoruz. O çirkin, ışık geçirmeyen duvarlar olmadan hayat çok daha güzel. Deneyin göreceksiniz.


Warning: A non-numeric value encountered in /home/atawp/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 997