#kainattaırkcıistemiyorum

0

Biz millet olarak o kadar düzgün insanlarız ki, başkalarının hatalarını şak diye yüzüne vuracak kadar özgüvenimiz de var. Ne zaman ki, insana insan diye bakar, dil, din, ırk, renk, kadın, erkek diye ayırmamayı başarırız o zaman adam oluruz inşallah.

Son günlerde kafamda deli sorularla Suriyeli meselesine takıldım. Onlara vatandaşlık verilsin ya da verilmesin mevzusu değil takıldığım. O konu siyasi bir takım oyunlar içeriyor diye düşünüyorum ve karışmamayı (şimdilik) tercih ediyorum. Bu ara basın yayın organları sürekli il il gezip Suriyeliler şurada birini öldürdü, burada köpek tekmeledi, orada bir kıza yan baktı, öteki sokakta çok gürültü çıkartıyorlar, dükkan tabelaları Arapça oldu diye yayın geçiyorlar. Tamam yapmıyor değiller. Her milletin içinde iyisi olduğu gibi, kötüsü de var. Ayrıca iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batır diye de bir atasözümüz var.

Şimdi yakın geçmişten başlayarak bir sene öncesine doğru kısa bir yolculuk yapmak istiyorum. Bu anlattıklarımı okuduktan sonra gelin beni “ülkemdesuriyeliistemiyorum” moduna çevirin de göreyim sizi.

Dün akşam üzeri, bayram tatilinin de son günü oğlum ve köpeğimi de alarak bir kafede oturmak üzere sahile indik. Daha sahile inerken sokağın içinde üç ya da dört yaşlarında bir erkek çocuk anne-babasının birkaç metre önünde yürüyor. Köpeği gördüğü gibi adımlarını yavaşlatıp, suratına tiksindirici bir ifade takınarak “şişşt köpek defol buradan, bir daha seni sakın buralarda görmeyeyim” dedi. Anne-babanın tepkisi kıkırdamak. O yaşta “bu ne nefret?” dedim içimden. Geçtik, gidiyoruz. Kafeye geldik. İnsanları en az rahatsız edeceğimiz bir masayı gözüme kestirdim. O arada iki tane hanım oturuyor bir masada. Bakışlarından anladım, uzaktan geçtim. Onlar arkamızda kaldılar. Bu arada köpekle ilgili şunu söylemem lazım: Kimseyle ilgilenmeyen, dibimden ayrılmayan, sesi çıkmayan, var mı, yok mu belli olmayan küçük boy bir canlı. Neyse oğlumla bir şeyler içtik, kalktık. Çıktıktan sonra oğlum diyor ki, “anne, kadınlardan biri köpeğe bakıp iğrenç der gibi bir hareket yaptı.” Haa bu arada

bir kahve içimi zaman dilimi içinde, sahilde iki anne ve iki kız çocuğu palmiyelerin etrafına ekilmiş çiçekleri bir güzel kopardılar. Kızlar çiçekleri kulaklarına, burunlarına sokarak poz verdiler anneler de gülerek fotoğraf çekti. Aynı anda hemen arkalarında bir Arap grup gün batımına karşı fotoğraf çekiyordu hiç çiçek falan kopartmadılar. Çiçekleri fon olarak kullandılar.

Eve dönerken yine çocuklu kalabalık bir grup bir köşede duruyor. Mümkün olan en uzak taraftan geçiyoruz. Kızlardan biri “hoşşşt, git buradan, hoşşt, hoşşt” demeye başladı. Acaba, dedim “etrafta başka köpek var da onu mu kovalıyor?”

Yok bizimkineymiş o nidalar. Sebebi yok düşmanlıktan başka. Bu arada kimse köpek sevmek zorunda değil, korkabilir de. Ama tepki bu değil. Bu arada Arap çocuklar da çok sataşıyor yürürken. Ama kötü davranmıyorlar, yaş gruplarını da göz önüne alırsak, bu kadar koca kulaklı, böyle basık yüzlü, değişik renkli bir köpek görmemişler besbelli. Çoğu ilkelce de olsa sevmek üzere yaklaşıyor. Sakince gelen her çocuğa sevdiriyoruz zaten. Bir hayvana dokunmaktan daha güzel bir şey olabilir mi?

Dükkan tabelalarını da es geçmeyeyim. Evet artık Arapça tabelalar da var. Bildiğim kadarıyla bir ara bütün isimler Türkçe olsun diye bir şey vardı. İngilizce, Fransızca, güney illerde Rusça oluyor da, Arapça neden olmasın? Arap alfabesini bilmiyorum dolayısıyla o mekanın adını okuyup birine tarif edemem. Bu da o mekanın dezavantajıdır. Ama çifte standarda karşıyım.

Bir sene oldu yeni bir apartmana taşındık. Oldukça kalabalık bir apartman. Daha taşındığımız gün bazı komşularımız ilk gözdağını verdiler bize, “burası bizim çöplüğümüz, ona göre” diye. “Eyvallah” dedik. Zaman içerisinde baktık ki, binada bazı Arap aileler de oturuyor. İlk selamlaşmaya, “günaydın”,” iyi günler” diyerek sokak kapısını birbirimize tutmaya başladığımız komşular onlar oldu. Diğerleri uzunca bir süre arkadan geldiğimizi gördükleri halde kapıyı kapattılar, asansöre bir kişi binip bizi almadılar falan filan. Ne yapalım biz böyleyiz. Sonra bir komşunun asansörün içinde sigara içtiğini fark ettik. Olur iş değil, fena kokuyor. Asansörün içine “sigara içilmez” işaretleri astım. Yırtıp attılar, bir daha astım. Sonra yıldım, komşu hala içiyor, izmaritlerini de evinden apartman girişine atıyor. Neyse, geçen sene bu zamanlar havalar sıcak, yaz günü, cam kapı açık. Gece bir ara oğlumun odasına gittim rezil bir sigara kokusu var. Fark ettim ki, yan binayla aramızda beş, altı metre mesafe var. Karşımıza denk gelen

dairenin balkonu da bizim odalarımıza bakıyor. Arap aile balkonda oturuyor geç saatlere kadar muhabbet, sigara vs. Yapacak bir şey yok. Yavaşça pencereyi kapattım. O günden sonra onlar bir daha uzun uzun balkonda oturup sohbet etmediler, sigara kokusu da azaldı.

Bir de bu kalabalık apartmanda yazları birkaç daireyi pansiyon olarak Araplara verenler var. Önce gelenlere kızıyordum çok gürültü oluyor diye. Sonra düşündüm, ben tatile gidince bütün gün odada oturup, saat 22.00’de yatıyor muyum? İnsanlar tatile gelmiş, girecek, çıkacak, gezecek, gülecek. Üç kuruş fazla para kazanmak isteyen ev sahibi midir kızılacak olan, yoksa tatile gelmiş insanlar mıdır?

Gidilen yere uymak, rahatsızlık vermemek bütün insanların görevi. Ama bu ülkede kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri, hayvan katliamları, kan davaları, oruç tutmadın dayakları, çocuk gelinler, kadın-erkek ayrımcılığı, homofobi, ötekileştirme sürüp giderken iğneyi önce kendinize bir batırın bakalım. Siyasi durumlar daha sonra halledilir.

#kainattaırkcılıkistemiyorum


Warning: A non-numeric value encountered in /home/atawp/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 997